Atıksız Yaşam - Bir Dönüşüm Rotası

Yaşantımızda dönüşümü sağlayabilmenin en temel yolu iç ayarlarımıza bakmaktan geçiyor. Burada özellikle tek kullanımlık plastikleri nasıl elimizden bırakıp yeni alışkanlıklar edinebileceğimizle ilgili fikir vermek yerine iç sesimizle ve doğa ile nasıl daha iyi bağlantı kurabileceğimize dokunmak istiyorum.


Pratik ‘plastiksiz yaşam’ adımları ve tarifler için bloguma göz atabilirsiniz. www.atiksizev.com


Bir süredir almakta olduğum eğitimlerde toplumsal dönüşümü yakalamak için bir teori üzerinden birçok disiplini birleştiren bir yol alıyoruz. Buna göre dönüşüm için ihtiyacımız olan üç önemli bağlantıyı tekrar kurabilmek:


- İç sesimizle bağlantı

- Birbirimizle bağlantı

- Doğa ile bağlantı


Yoğun ve çok sesli hızlı yaşamda iç sesimiz giderek duyulmaz oldu. Öyle ki çoğumuz belki de ‘Nedir iç ses?’ diye soracak. Karar ve davranışlarımızda bizi yönlendirendir iç ses. Onu ne kadar bencillik, hırs, önyargı, korku, nefret gibi duygulardan sevgi, kabul, anlayış, saygı ve şefkate çevirebilirsek o denli huzurla ve yapıcı yaşamlar süreriz. Yıkıcı yaşam şeklinden yapıcı olana dönüşüm ise gezegene en büyük armağanımız olabilir.







Birbirimizle olan bağlantılarımızda derinden dinleyen, karşıdakinin ihtiyaçlarını anlamaya çabalayan ve gözeten ilişkiler kurmayı başarabilirsek sadece insanlar arası değil diğer tüm türlerle uyum içinde olabiliriz.


Bu üç alanda gelişimimiz kişisel, sosyal ve toplumsal dönüşüme giden yoldur. Dönüşümü yakalayabilmek için uyguladığım rotada bazı sabah rutinleri üzerinde çalışıyoruz. Sabahları aksatmadan nefes çalışmaları yapmak zihnimizi dinginleştirerek içimizdeki sese ulaşmaya kapı açıyor. Kalkar kalkmaz ekran dünyası yerine gerçek dünyaya duyularımızı açarak bulutları, gökyüzünü, tabiatın varlıklarını hissetmek bizi bütüne bağlayan bir çağrı. Gün içinde dikkatimize dikkat yönlendirmek nelere odaklandığımızı anlamamızı sağlıyor.


El-kalp-bilinç bağlantısı nedir? Akıl ve bilginin yanında duygular ve tüm duyularla hissettiklerimizin de bütünsel olarak yaşama dahil edilmesidir. Son yıllarda duyguları biraz göz ardı ettik, duyularımızın ilettiklerini hassasiyetle dinlemedik.


Çok basit bir uygulama örneği vermek istiyorum. Limonata yapımı. Haydi siz de bir vakit ayırıp bunu deneyin. Limonları alıp görsel olarak inceleyin, dokusunu teninizle hissedin, dışını ayrı, içini ayrı, rendesini ayrı koklayın, ekşiyken tadın. Limonun nasıl da o minicik çekirdekten büyük bir ağaca ve yüzlerce meyveye evrildiğini hayal edin. Sonra kendi tarifinize göre limonata yapın. Limonu sıkarken orada o anda limonun kokusuyla, dokusuyla kalın.







Duyularınızı onurlandırın. Dilerseniz çekirdeklerini ayırın, toprağa gömün. Umut da ekleyelim bu duygu yolculuğuna. Biraz küçüklüğünüze gidin. Belki bir anıya dönün. Sonra isterseniz limonataya farklı bir kimlik ekleyin. Itır, nane, zencefil, hatta acı toz biber. Neden olmasın! Limonata yaparak böylesine bağlara nasıl gidilebilir diye düşünebilirsiniz. Bir kere

değil gün içinde anlamsız gördüğünüz birkaç küçük işinize de bu bakışla yaklaşın. Bir süre sonra farkını hissetmeye başlayacaksınız.


Doğanın hükümdarı değil de bir parçası olduğumuzu hatırlamak ve tabiatın tüm iyileştirici gücünden faydalanabilmek için dağda, yaylada, deniz, ırmak, göl kenarında, bir parça da olsa toprakta vakit geçirmeye gayret edebiliriz. Kuşların şarkısını, rüzgarın tenimize dokunuşunu, toprağın enfes kokusunu büyük bir mucizeymiş gibi hissedebiliriz. O zaman bu gezegen için yapabileceklerimiz inanın çok zahmetsiz olacak.


Selvi Gürevin - Atıksız Ev - http://atiksizev.com